16 Mayıs 2012 Çarşamba

Hadi size iyi günler, Behlül kaçar..

Ve, tabii ardından ben de..

Şimdi efendim, nereye diyor olabilirsiniz? Haklısınız. Ben yine, yeniden kargalar bokunu güneşlenmeye çıkarmadan bir tatil yollarına düşüyorum. Evet, bildiniz. Geçen seneki gibi.. Hatta yine geçen seneki gibi, saat olmuş kaç, ben bavul hazırlamadım, bavul hazırlamayı geçtim yarın tatile gideceğime dair bir iz bile yok evin içerisinde..

Hayır insan der di mi, bu kızcağız yarından sonra pazartesiye kadar yok. E biz bu güzelliği özleriz evde görmedik mi, dur azıcık bi sevelim bu kızı di mi. Yok anacım ya, herkes uyuyor.. Bense.. Bense burada salak saçma oturuyorum.

Bence yarın bir şey olacak ya, ne bileyim elimde bavulumla beni gerisingeri evime yollayacaklar. Hayır olmaz seni kabul edemeyiz diyecekler. Sonra da, ben ve bavulum yorgun argın tekrar o trafikte eve döneceğiz. Ve mutsuz.. Oysa ki, güneş kremim, havlum, terliğim, akşam yemeği kıyafetim, kahvaltı elbisem. E ben hazırdım.

Sanki de öyle işte. Hey allahım ya, alt tarafı 4 günlüğüne tatile gidiyorum ve dramatize etmeye başladım hemenden. Hatta;

Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider, diyesim de gelmedi değil.
Tamam tamam gidiyorum ben, valla. En iyisi ben kalkayım, bir kaç kıyafet ütüleyeyim. Çantama ağrı kesici, diş macunu, şampuan, saç kremi, allık, ruj vb. bilimum hayati gereçlerimi doldurayım. 2 de ayakkabı, tamamdıııııııır. Başka unuttuğum bir şey var mı sizce ?

Çok yok’um. Öperim.

15 Mayıs 2012 Salı

"Eğer havuzda, bozulacağı için saçlarını ıslatmayan bir kadına rastlarsanız, hemen kaçın. Kıkırdayarak suya dalıyorsa, derhal siz de dalın.."

Bense.. Saçlarımı düzenli olarak taramıyorum ama her banyodan sonra tarıyorum. Neredeyse her gün de banyo yapıyorum. Böylece, saçlarımı neredeyse her gün taramış oluyorum. Bugün de duşa girdim, sonra saçlarımı taradım.

Kursta yeni bir kurun ilk günüydü. Bitse de gitse diyorum ama hiç gitmiyor, aksine yeni yeni insanlar filan.. Meraba diyorum, geçiyorum ve hayatımda gördüğüm en itici İngilizce öğretmeninin bizim sınıfa düştüğünü söylemeden duramıyorum. Neyse, erken bitti en azından, haftada 6 saat. Bir şey değil.

Akşam eve dönerken, metrobüsteki biri sarışın, öbürü esmer olan gay çiftten bahsetmek istiyorum. Yani aslında bahsetmek istediğim… Sarışın olana bakıp ‘hey dostum sevgilin çok yakışıklı biliyorsun değil mi?’ deme isteğim.. Bir yakışıklıyı daha kaçırdım iyi mi! Üstelik lansmanında bile değilim bu seferkinin.. Kader..

Bu aradaa, dünyanın enenenenen yakışıklı adamının bizim sokakta oturduğunu söylemiş miydim? Kumral saçlı ama esmer tenli, uzun boylu ama ısırmalı kollu.. Falan.. Bugün beni hunharca çikolata yerken gördüğün için üzgünüm. Bakmaz bakmaz bakacağı tuttu onun da. Te allam.!

Neyse, ne diyorduk.. Saçlarımı neredeyse her gün tarıyorum. Havalar pek de iyiye mi gidiyor ne? Ve, teyzemleri çok seviyorum. Ve sonra, kardeşimi çok seviyorum. Kitaplarımı ve Eminebalımı da çok seviyorum. Elbiselerimi, dövmemi.. Sonra bazen de bulutları.. Kesin daha bir sürü şey seviyorumdur bence. ‘Sevemiyorum’ triplerinde olan insanlar var mı hala? Varsa beraber bir şeyleri sevebiliriz. Hiç olmazsa deneriz..

Ve son olarak, bizim sokaktaki dünyanın enenenenen yakışıklı adamı; seni özellikle yerim. İyi geceler dilerim genşler..

2 Mayıs 2012 Çarşamba

"Senin varlığın bana yapılmış enteresan bir şaka sanki.."

Bence ben zaten senden hoşlanmıyorum. Gerçekten bak. Hani, hoşlanıyor olsam neden söylemeyeyim di mi?! Hem hoşlanıyor olsam anlardım.

Bence kesin hoşlanmıyorum ha. Sadece gün içerisinde bazen aklıma geliyorsun, bin bir acele ile geçiştiriyorum çok durma aklımın kenarlarında dolaşma diye. Sana göre yerler değil çünkü benim aklım. Ne bileyim git yani, durma. Daha çok sana ait olabileceklere git, başkalarına git cidden..

Hoşlanmıyorum dedim ya olum. Sadece sen sıkkınsan ben de bunalıyorum. Ne diyeceğimi, elimi kolumu nerelere koyacağımı şaşırıyorum. Sonra klasik saçmalamalarıma dönüyorum. Mesela başkası olsan, sarılırdım sana; üzülme bak sıkma canını derdim. Sana sadece ‘gülümse’ diyorum. Sonra da susuyorum.

Hoşlanmıyorum yüzde bin kesin. O kadar da eminim… Sanırım.. Yani. Uzun zamanlardan beri ilk defa ‘bu adam benim olsa ya’ diyorum. Ama bu hoşlanmak değil ki zaten. Ne olduğunu bilmesem de oturup aklımın içini, sol tarafımı yokluyorum. Senle karşılaşıyorum. Ne zaman geldin? Her gördüğümde, her gülümsediğinde yavaş yavaş yerleşmiş olmalısın. Bence ben onu hiç anlamadım, ama senmişsin. Sen varmışsın meğer.

Ama bence kesin hoşlanmıyorum senden. Şimdi gel sen, benden mi hoşlanıyorsun de? Sor bir.. Cevabı biliyorsun.

“Aslında ben hâlâ bu şakaya nasıl karşılık vermem gerektiğini arıyorum.”

25 Nisan 2012 Çarşamba

"Genelde, başıma asla ciddi bir şey gelmez.."

* Sevgilileriyle birlikte rejime giren arkadaşlarım var. Sevgili.. Rejim.. 2si de bana çok ters şeyler sanırım. Son bi senedir ikisiyle de iki haftadan fazla süre beraberliği götüremedim.

* Ben dün teyzemlerde kaldım ya hani. Oradan başka bir yerde, yok böyle bir huzur. Dünya yıkılsa dönüp bakmam heralde  o evin içindeyken. Teyzemler, anneannemler yanımdayken. Öyle yani, oradayken dünya hep güzel. Çok eskiyi özlemeli, çok hep güzel..

* Arkadaşlarım bana buluşma teklifleri ile geldiklerinde ‘bana dövmeni de gösterirsin  hem’ diyorlar. Durun bakayım, şuralarda bir pul koleksiyonum olacaktı benim. Dövmeyle mövmeyle olmaz bu işler şekerler.

* Ben bu hafta topukluayakkabıgiyengiller’den oldum bence. Çevremdeki bir kaç kişi ‘o giydiğin de topuk mu 2 cm bir şey’ diyerek hevesimi kırmaya çalışmış olsalar da.. Olsalar da.. Hmm.. Topukluydu bence o ya.. Yoksa boşu boşuna ayağımı çüktürmedim heralde gün boyu.!

* Mesela birinden hoşlanıyorum diyelim. O heyecanlanma olayı çok enteresan ya. Karnımın içinde açlık gibi bi his oluyor ama açlık değil tam bi nefes alma aralığında bissürü kuş uçuyor. Sonra ellerim boşlukta kalıyor gibi. Sonra da hiçbir şey olmuyor gibi..

* O değil de, en az 3 sene önce Sörvayvır Fenerliler Galatasaraylılar vardı bitane.. Orda da bitane Taner vardı, hatırladınız mı?

* “Görünüşün hayatımı belirlemesine nasıl bu kadar izin verebildim? İnsanlar sık sık, ‘görünüşü kurtarmak gerek’ derler. Ben ise görünüşü katletmek gerektiğini söylüyorum, çünkü kurtulmanın tek yolu bu.”

*Heh oldu o zaman, hadi görüşürüz.

21 Nisan 2012 Cumartesi

Aradığın ne varsa, evimizin her şeyi ikeya..

‘Evimizin’ dediği kimdir, nedir necidir bilemem ama, ‘evimiz’ olsun istiyorum onu biliyorum, ama kimle olsun onu bilmiyorum.. Kira olur, 2oda1salon olur onu da bilemiyorum, ama hep de çok mis olur onu biliyorum.

Elektriğe zam gelir, doğalgaz o zaman da coşar durur kesin he ama hep ışık saçar, sıcak olur onunla, onu biliyorum. Mesela bir de şey yani, ben yorgun argın işten gelirim o beni karşılar kapıda. Meğersem o da erken çıkmış olur, oha bir de bakarım çiizkek yapmış bana.! Tamam uçmuyorum çiizkek yapamaz bence de, almış olur o zaman. Şansa bak ki ben de onun için pizza almışımdır o gün, hep benim yaptığım yemeklerden yiyecek değiliz ya. Ben yine yüzbilmem kaçıncı rejimimi bozarım kesin.

Çok da paramız olmaz kesin, onu biliyorum. E ben öğretmen, o bilmem ne.. (sahiden bilmem ki ne olur o) Ama olsun, o zaman mutfak penceresinin önünde çiçeklerimiz olur. Aslında ben beceremem bakmasını da pek, solar hep, ama o anlar işte. Çiçeklerimizi büyütür, beni büyütür. Çok kocaman adam olur, hep mis olur.

Diyorum ya, ‘evimiz’ olsun ama evlenmemize gerek yok. Çünkü evimizin her şeyi ikeya, bir de o, bir de ben.. La la la la..

15 Nisan 2012 Pazar

'Sanırım paranoyak oluyorum' düşüncelerim, vol bilmemkaç..

Ben ne bileyim alt tarafı bir ufacık dövmenin zaten var olan takıntılarıma takıntı katacağını..

Sabahtan beridir koluma su değdi diye kendi kendime sürekli bir paranoya krizleri yaşıyorum. Kesin de mikrop kaparım artık, dövmemin rengi soluk olur diye. Sanırım rengi soluk olur diye bir şey yapılmaması gerekiyordu. Onu şimdi unuttum da, her ne yapılmaması gerekiyorsa ben yapmışımdır şu 3 günde.. Zaten de bugün arkadaşım bitane az bi dokunmuştu, kesindir o mikrop.

Bir de kabuk bağlamadı ya. ‘Senin neyin var olum, bi bağlar mısın kabuk.’ diye konuşup duruyorum kendisiyle. Anlamadım ki, nesi eksik kremini sürüyorum, losyonunu sürüyorum. Zaten şişmedi, kabarmadı da pek.

Te allam ya, tut kabuk da at sonra. Sonra ben de rahat rahat banyo yapabileyim, ay ıslandı ay su geldi ay bilmem göt krizlerim sona ersin. Ol yani, bi düzel bir rahat nefes alayım. Ay kalbim attı valla stresten. Öf !

9 Nisan 2012 Pazartesi

* Pekii, size küpelerimi göstermiştim mi?

Çünkü bugün Kadıköy gezmesi yaptım da ben..

O değil de, benim küpelerim çok mu güzelmiş sanki de. Şıkır şıkır.. Meraba deyin o zaman bebeklerime..