10 Şubat 2012 Cuma

Mesela bs player altyazıyı kendinden buluyor ya, onu çok seviyorum..

  • Sevdiğim başka şeyler de var tabii..!
  • Tam 1 ay 1 hafta süren ‘final haftası’nın ardından tam 6 gündür götümü devirip yatıyorum. Tamam aralarda dışarı çıktım, hatta tee dişçiye kadar gittim ama olsun. Tatilde olmak güzel bir şey mesela..
  • O değil de bugün efsaneydi ama. Bi bölüm Gossip Görl, bi bölüm Full Metal Alchemist ve himym’n son bölümünü de izledikten sonra okumakta olduğum kitabı da bitirdim. Şimdi de bir film izlerim, çok şükela olur bile dedim..
  • Sonra bir de ne göreyim! Pazartesi günü dnr’dan sipariş ettiğim kitaplar kargoya verilmiş. Yarın gelir bence, totem yapalım oturup dua edelim yarın gelsin. !
  • Sonra ben de ona dedim ki, bu kadar dertlenmeye gerek yok. Bu yeni dönemki derslerin hepsini AA ile geçeriz, seneye sadece ilk dönem alttan dersimiz kalır. Uzatmadan okulu bitiririz. Sonrası formasyonu da şılank diye alırız. Kpss filan hikaye, ilk seferde atanırız. Ohoo, hayat güzel. Dedim. Güldü.
  • Yarın çok güzel kitaplarım olacak bence benim. Demiştim di mi? Bir daha diyeyim ya, heyecanlı oluyor.
  • Bazen kendi kendime diyorum tabi, keşke gelip bana film, dizi filan önerseler. Hayır, izlemesem de indiririm. Hobi olarak yani.! Dursun bir kenarda..
  • Zaten pazar günü Chicago Bulls’n maçı varmış. Bastır Chicago Bulls, şikılaylaylay diye izliyorum evet. Bu bir gerçek. 
  • Bazen insanları anlamıyorum. Yani, anlasam iyi olurdu ama yok yani olmuyor. Hatta bazen insanları geçtim, kendimi bile anlamıyorum. İçerden bakan birisi olarak ben bile beni anlamıyorsam, benim başka birini çaat diye anlıyor olmam biraz acaip olurdu..
  • Ben diyorum ki bazen, keşke biri- 
  • Neyse. İyi geceler.

7 Şubat 2012 Salı

Aslında bazen çok gitme-

Bazen, şu çok yağmurlu akşamlarda evden geceliklerimle fırlayıp kapısına dayanmak istiyorum. Ben aslında seni hiç özlemedim, geçerken uğradım işte öyle bir. Merak etmiştim sadece demek için. Sanki o kadar yolu almamış, onu hiç düşünmemişim gibi. Sonra birden aklıma geliyor evini bulamayacağım. Zaten de gecelikle sokağa mı çıkılırmış.! Çıkılsa keşke.
Beni görmesini istiyorum. Bakmasını ya da özlemesini.. Beni görmemesini istiyorum. Bazen her şeyin çok yolunda gitmesini istiyorum. Hiç derdim olmasın mesela, geçemem dediğim derslerden geçmiş olsam mesela. Şaşırmak istiyorum sadece. Biraz da huzur..
En çok da ondan geçmiş olmayı istiyorum aslında. Çok zaman geçmiş olsun üzerinden. O kadar ki arkama dönüp baktığımda onu göremeyeyim istiyorum. Sonra.. O da geçiyor. Saçlarımın rengini sevmek istiyorum aniden. Seviyorum. Bu sefer de çabucak uzamalarını istiyorum ki yeniden kestirebileyim..
Her şeye bu kadar canımı sıkmamak istiyorum. İnsanlar beni bu kadar korkutmasalar istiyorum. Bir gün doktora gidip bir amerikan filmi edasında ‘hey dostum bana bir şeyler yaz da şu kahrolası dünyanın beyaz kıçını umursamayayım.’ diye bağırmak istiyorum. 
Meleklerime sarılmak istiyorum. Teyzemleri bu kadar çok özlememeyi istiyorum. Sonra, farkediyorum ki ben onu da özlüyormuşum. Bazen onu çılang diye unutmak istiyorum. Zamanın geçmesini ve artık onu unutup unutmamamın umrumda olmamasını istiyorum.
Ben bazen hiçbir şey istemiyorum ama aklımdan çok şey geçiyor

1 Şubat 2012 Çarşamba

Sonra ben de ona dedim ki...

Keşke gitmeseydin lan. Bir yerden sonra zaten gitmen önemini yitirdi, en sonunda fark ettim ki elimde sadece keşkeler ve kocaman kocaman özlemler kalmış. O arada sen bayağı bir gitmişsin meğer..
Sonra.. Sonrasını biliyorsun sen de.. Havalar soğudu, kar kış kıyamet kapıda. Şimdi sabahları ilk gördüğüm, akşamları son gördüğüm sen olsaydın geyiğine girmek istemiyorum ama keşke sabahları yanımda uyansaydın mesela.. Kendim için demiyorum lan valla bak, üşümezdin bu kadar sen de.. Biliyorum, üşürsün sen tek kaldığında.
O değil de.. Keşke gitmeseydin olum bak.. Ya da ne bileyim madem bu kadar gittin hiç olmazsa birazcık özlüyor olsaydın. Kime gittiğin, ne yaptığın umrumda değil.. Sadece özleseydin.. O bile yeterdi.. Bayım..?
Neyse, bunların tek bir tanesini bile demedim zaten.. Başka şeyler konuştuk her karşılaştığımızda.. Ama hep sustuk..

21 Aralık 2011 Çarşamba

Bence güneşli görünen havanın bu kadar soğuk olmasının bir nedeni olmalı..

İnsanları buz gibi dondurmak için olabilir mesela.
Ne bileyim, güneşe bakıp hırkayla çıkayım ben en iyisi diyenlere görünüşe aldanma panpa mesajı veriyor olabilir ya da buz gibi bir kış öncesi son güneşli günlerdir bunlar ve insanların ’güzel günler göreceğiz güneşli gunler’ sözünü madden ummalarını istiyordur yukarıdan birileri..  Olabilir yani..
Aslında.. Şey de olabilir yani bakın bu daha güzel hem, birisi benim ellerimi ısıtsınmış bu şakacıktan güneşin altında dolaşırken.. Yüzümü ya da. Hiç olmadı, beraber üşüyelim diye de olabilir ki.. Ve daha bir sürü şey, bildiniz mi?
Güneş bazen hiç ısıtmaz işte göstermelik durur yerinde, buruk buruk üşütür insanları.. Olur böyle ya.. Ve, benim gibi bazı şaşkınlar da kendilerince sebepler çıkarırlar. Sevinmek için, iki parça umutla dolabilmek için.. Heh buldum işte, bu yüzdenmiş meğerse..

20 Aralık 2011 Salı

Eğer mutsuzsan, git bence pantolonunun paçalarını yaptır..

Valla bak ya, yaptır gitsin kısalltır şöyle bir sürünmesin yerlere katlama derdiyle uğraşma.. Sonra bir de bakıyorsun hayat daha bir güzel, daha bir aydınlanmış günün filan.. Önümüz de kış, bildin mi? Çamır filan olmaz bi’ yerin.. Ben yaptım oldu.. Koş bence, yaptır pantolonunun paçalarını bitsin bu çile. Oh be !
Diye tavsiye veresim var birine.. Benden de aaanca bu kadar olur zaten.. Neyse ya.!

18 Aralık 2011 Pazar

Bir oğlum olsun.. Mesela yani..

Evet, anca ‘mesela’.. 
Evlilik hayalleri kuran biri olmadım hiçbir zaman.. Ben malımı bilirim ayaklarında hareket edip gelecek hayallerimin temel taşlarını sessiz sakin bir ev, elimde bir fincan kahve ve kitaplarım oluşturdu.. İlle beni evlilik olaylarına karıştırmak istiyorsanız nikah şahidiniz yapın ne bileyim teyzesi olayım çocuklarınızın filan dedim arkadaşlarıma.. Evlilik kötü bir şey değil, aksine çok güzel bir şey olsa gerek.. O kadar ki, o güzelliğe sahip olabilecek kadar şanslı biri olduğumu düşünmedim hiç.. 
Yine de.. Bir oğlum olursa babasına benzesin.. Tıpkısının aynısı bile olsun neredeyse.. Kesin de çok hoş bir adam olur benim oğlum.. Babasına benzesin, güzel gülsün mesela teninin rengi benzesin o adama, elleri, gözleri.. Dışarıdan bakanlar bana dönüp ‘a aa aynı babası bu çocuk ya hu’ desinler. Ben de şişinerek onaylayayım..
İçmeye gitsinler mesela baba oğul. Beni götürmesinler ama hemencik sarhoş olmamı öne sürsünler. Olsun.. Oğlum kız arkadaşlarını bana değil, ona anlatsın. Benim ne kıskanç olacağımı bilsin. Ama babası öyle mi ya ! Ben o zamanın Feriha dizilerini izlemek isterken bana surat asıp maç izlemek istediklerini söylesinler.. Holigan olsunlar hatta azıcık. Kurstan kaçsın maça gitsin oğlum. Hem de babasıyla !
Ben oğlumu deli deli sıkıştırdığımda ‘anne be manyak mısın sen’ deyip babasını çağırsın.. Babası dedik de..  Oğlu da onun gibi kitap okusun. Tiyatroya gitsin. Her türlü deliliği yapsın babasıyla.. Zaten, benim gibi birini alan adam da normal sayılmaz ki, oğlu akıllı uslu bir adam olsun.! 
Öyle işte lan.. Bir oğlum olsun mesela babasına benzesin. Yüzde bin.! Ama kızım olmasın.. Biliyorum, kızım olursa bana benzer. Kendim gibi yetiştiririm onu.. İşte o zaman.. Tek kelimeyle yan-dık..

11 Aralık 2011 Pazar

Eğer erkek olsaydım, ince topuk ayakkabı üzerinde yürüyebilen hatunla evlenirdim..

Anında.. Hiç kaçırmazdım hem de.. Zira o iğne gibi topukların üzerinde inatla dengede durup, merdiven çıkabilen karda çamurda yürüyebilen kadın her şeyi başarabilir o azimle..
Topuklu ayakkabı giyen hatunlar 2ye ayrılır bence.. İlk gruba bu özellik doğuştan verilmiştir.. Çünkü, bana kalırsa topuklu ayakkabı giyiyor olabilmek ayrı bir dünya.. Hatta bana kalırsa şu yollarda tıngır mıngır ince topuklarla yürüyebilen hatunlar, bu dünyadan önce ‘topuklular dünyası’ adlı bir evrende babetlere ve converselere savaş açarcasına yaşıyorlardı.. Hatta konverslerin o beyaz burunlarını topuklarının altında çatır çutur ezerek zalimce eğleniyorlardı filan..
2. gruptaki hatunlar ise, topuklu ayakkabı giymeyi deneyerek öğrenmişlerdir.. Bu yolda defalarca bileklerini burkmuş olabilirler. Hatta ve hatta merdivenlerden düşenleri de vardır, ki ben gördüm.. Ama er ya da geç öğrenirler..
Bir de, bu iki gruba dahil olamayan 3. bir grup vardır ki.. Akıllara zarar, evlerden uzak.. Bu gruptakiler senelerce konvers ve spor ayakkabı giyinmenin verdiği rahatlıkla topuklu ayakkabının t’sinin bile çevresine yaklaşamazlar.. Yazık.. O değil de sanırım ben de bu 3. grubun başını çekiyor olabilirim. Geçen yaz, hayatımda ilk defa topuklu ayakkabı alıp (ki o da dolgu topuklu idi) 3 5 adım sonra, yok olmadı bunlar diye aldığım ayakkabıyı geri gönderen bir kafa yapım vardır.. Yükseklik sendromuna filan girecektim neredeyse..
Yani. Demem o ki, erkek olsam ben bile beni almazdım anacım.. Kim alsın ki beni. Peh. ! Yine evde kaldık, iyi mi.!